Hayat Cadısı

Hayat Cadısı
ordan,burdan,sizden, benden...

Moda Cadısı

Moda Cadısı
hayatın stili, rengi, trendi...

Pratik Cadı

Pratik Cadı
evde, işte, hayatta ve her yerde...

Marka Cadısı

Marka Cadısı
pazarlama severler buraya...
marka cadısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marka cadısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

PRADA PRADA PRADAAAAAAA

20 Mart 2013 Çarşamba


Hayatımın markalarından PRADA sanırm sana aşığım :)

Elle çizilmiş çok yüzlü kolaj videosu harika...

http://www.trendus.com/video/moda/1567/prada-real-fantasies-ss13-.htm

Sezonun olmazsa olmazı ayakkabılarımmmm!!!

18 Şubat 2013 Pazartesi

 
Bu sezon kendimi aştımmmm ve bu güzel ayakkabıları aldımmm.... Baktım ofiste herkesten övgüleeerrr hemen sizlerle paylaşayım istedimm....
 
Markasına inanamayacaksınız ama Twist... Ben de gördüğümde inanamamıştım. Teşekkürler Twist gerçekten sonuç harika :)
 
Sevgili ayakkabım ve Hayatcadısı'ndan bugünün kombini :) 
 
 


Hello Kitty' cileerr müjdeeee!

13 Şubat 2013 Çarşamba

Hello Kitty'ci kardeşlerim hepinize müjdeeeee :)

Bağdat Caddesi Suadiye'de artık cafemiz var mağazamız da.... Çok önceden mağazaları vardı ve kapanmıştı yaşşasııınnn ...


Ofis Kadınları İçin - Oje Kurutmanın En Kolay Yolu!!!

Muhteşem buluşum....

Ofiste şıklığın anahtarıı :)

Ojeleri sürüyosunuz, koşturuyosunuz lavaboyaaa... Elinizi kuruttuğunuz kurutucuya 10 sn tutuyorsunuzzz ve işteee o güzel ellerrr kuru ve bakımlı görünümle göz almaya devam ediyorr...

Fırsat Siteleri Kullanıcıları Dikkat! İşte size Fırsat Kullanma Rehberi...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Eminim hepimiz bugünlerde popularitesi yüksek fırsat sitelerinden fırsatlar almışızdır. Efenim 500 tl yerine 99 tl, 2000 tl yerine 150 tl...Vay vay vay... Herşey oldukça güzel, cazip ve ucuz...







Şimdi ben bol bol fırsat kullanmış biri olarak size fırsat almadan önce nelere dikkat etmeniz gerektiğiyle ilgili bir kılavuz yayınlamak istiyorum. Burada anlattıklarımın hepsi yaşanmış olup birebir deneyimlenmiştir. Haberiniz ola!

Önce ufak bir canlandırma yapalım....

Geleliiiim  fırsatı kullandığınız ana...Bir restoran hayal edelim, boğaz manzaralı denize sıfır, oldukça da elit görünümlüüü... Rezervasyonumuzu yaptık ve gittik...Bize masa gösteriyorlar o da ne denizi ucundan teleskople görebileceğiniz bir masa... Değiştirebilir misinz diye soruyorsunuz, efendim fırsatlar için bu masalar ayrıldı deniyor. Gooooool 1! 

Haydi neyse oturduk masaya, siparişleriniz gelmeye başlıyor. Yemekler geliyor bir bakıyorsunuz yan masadakinin tabağının 3'te biri...E tabbi doymuyorsunuz e ne de olsa ucuzcusunuz herkes 110'a gelirken siz 55'e geldiniz bi zahmetttt.... Aynı tabaktan fırsat dışında ek sipariş veriyorsunuz bir bakıyorsunuz koccamannnn tabak geliyor karşınızaaa...Parasıyla değil mi kardeşimmm ucuzcu olmasaydınnnn!!!!

Başka bir fırsata geçelim. Otel fırsatı olsunnnnn!!! Otel dıştan süpper, balkonları da var yaşasııınnnn denizi görebilirimmmmm!!!!! Resepsiyona gidiyorsunuz, sizi girişin altına merdivelerden beni takip edin diyor..... Herhalde bahçe katıdırrr vayy güzel diyorsunuz o da ne....Tam anlamıyla kafanız kadar küçük bir pencere, yolla aynı hizada, yerin altı görünümlü bir oda...Ben bu odayı değiştirebilir miyim dediğinizde, fırsatlar bu odalar için cevabıı çaattt diye suratınıza çarpıyor!!!!! Gooooool 2!

O zaman nelere dikkat ediyoruz bir bakalım!
1 - Öncelikle fırsatı almadan önce altında minicik yazan kullanım koşullarını okumayı unutmayın! Çünkü yok hafta sonu kullanamazsınız, yok sadece bu hafta sonuna kadar geçerli gibi ibareleri kaçırıp patlayabilirsiniz.

2- Bir otel veya tatil fırsatı ise almadan önce oteli aramanızı tavsiye ederim ve hangi odalar olduğunu öğrenin. Yani ucuza alıyorum derken aslında zaten ucuz odaları size verip vermediklerini öğrenin. Yani bu gerçek bir fırsat mı değil mi emin olun.

3- Bir restoransa hangi masaların fırsat masaları olduğunu öğrenin.Teleskopla görünen yemek tabakları ve manzaradan emin olun...


4- Bir dil kursu fırsatıysa, kurs merkezini arayın ve  o dili öğrenmek için toplam kaç kur gitmeniz gerektiğini öğrenin. Genelde fırsatlar sadece ilk kuru kapsayabiliyor ve birden fazla fırsatla birleştiremeyebilirsiniz...



5- Bir plaj veya havuz fırsatı ise mutlaka mekana hafta sonu gidip gidemediğinizi okuyun. Bir de plajın neresinde oturacağınızı sorun. Zamanında bir site plajda motorların yanaştığı yere fırsatçıların gitmesi için anlaşmıştı, baya sosyal medyaya yansımıştı. Siz bilirsiniz yağ içinde yüzerim derseniz ben karışmam!



6- Bir araba kullanımı, uçuş vb. deneyimsel bir fırsat ise, önce mekanı arayıp rezervasyon yapın sonra fırsatı alın. Neden mi, fırsatı alıp aradığınız mekan binlerce kişinin rezervasyonunu almaya çalıştığı için, size 4-5 ay sonraya randevu verebilir de ondannnnn....







7- Bir güzellik merkezi fırsatı ise, mutlaka arayın, web sitesine bakın. Daha önce giden var mı sorun? Güzellik şakaya gelmez.

Benim deneyimlerimden bu kadar...

Sonuçta paranıza sahip çıkın. Neye ne kadar ödediğiniz sizin tercihiniz. Ama gerçekten ucuza alıp almadığınızın peşine düşün ve bilinçli tüketiciler olarak hakkınızın karşılığını isteyin olur mu?

Benden söylemesi... :) :) :)








Evlilik telaşına son! Martha Stewart Weddings geliyor...

30 Mart 2011 Çarşamba

Komple meyvelerden bir pasta... Karayiplerde muhteşem bir balayı.. Pembe ve morun en güzel hallerinden göz kamaştırıcı bir buket...



Bir gelinin hayalindeki herşey... A’dan Z’ye evliliğe adım adım giden yolda hayatınıza renk verecek bir dergi Martha Stewart Weddings Türkiye’ye geliyor yaşasınnnn...Üstelik Nisan’da...




Martha Stewart Weddings evlilik telaşındaki biricik çiftlere bu özel günlerini özgünleştirmeleri konusunda muhteşem bir yardımcı... O meşhur uçurucu teklif gününden balayına ilişkin her tür detayı kapsayan güzel ve yaratıcı fikirler var. Yaşasınnnn....Internet sitesine de bayıldımmm bayıldımmm...





*Tüm görseller internet sitesinden alınmıştır.

En şirin robot arkadaşşşş...Nabaztag...

10 Aralık 2010 Cuma

Bayıldım bayıldımmmmm...Türkiye'de henüz satışa sunuldu mu bilmiyorum ama satılır satılmaz alacağım o kesinnnnn :)



Kendi sitesi aşağıdaki gibi. Amazon'da buldum şimdilik 50$
civarında...
Kısaca kendisi bir Wi-Fi tavşan. Kulakları TV anteni gibi olan tavşancıkın marifetleri saymakla bitmez. e-posta ve cep telefonu mesajları okuyor, birçok farklı dilde ayarlayabiliyorsunuz, borsadaki gelişmeleri rapor edip, trafik, yol ve hava durumunu bildiriyor.


Ayrıca kulaklarını oynatarak şarkı söyleyebiliyor. Mesela twitter'ınızla adapte edip tweet geldiğinde kulaklarını oynatsın diyebiliyorsunuz...Amacı biraz eğlence biraz da hayatı kolaylaştırmak...

www.nabaztag.com (mutlaka videosunu izleyin!!!!)

Kendisi de çokkk ama çokk şeker...







Memnun Oldum Sevgili KAHVE Ben De HAYATCADISI...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Evet aynen öyle...Bu hafta sonu kahve neymiş asıl şimdi öğrendim...Meğer hiiiçç bilmiyormuşummm...



Nescafe’nin oldukça keyifli geçen bir blogger etkinliğindeydim.

Bugün saniyede dünyada 4500 fincan kahve içiliyormuş biliyor muydunuz inanamadım... Türkiye’de ise bu rakam bugün saniyede 65 fincan hiç az değil gerçekten...

Peki annanelerimizin, teyzelerimizin bize öğrettiği mişlere mışlara ne demeli? Kahve selülit yaparmış, hamileysen içmemeliymişsin, kahve zararlıymış, kahve içersen uyuyamazsınmış da mış...
Peki ben Nescafe’den ne öğrendim? Öncelikle yukarıdakilerin gerçekten mişli mışlı zamanda kaldığını... Kahvenin kırmızı meyveli bir bitkiden çıktığını...Ve kahvenin bir antioksidan olduğunu...Yani vücudumuzun bağışıklığına destek olduğunu...Yaşlanmaya karşı koruduğunu...Ve inanamayacaksınız ama yeşil çay’dan daha fazla antioksidan içerdiğini...ŞOK ŞOK ŞOK...

E tabbi bi zahmet bu faydalar düzgün içerseniz ortaya çıkıyor, yani bir fincana bir tatlı kaşığı ve günde 3-4 fincan kadar...Tüm araştırmaları görünce gerçekten hayretler içerisinde kaldım ve kahveyi yeniden keşfettim.Üstelik benim gibi yeşil çaycılara yönelik yeni bir kahveyi de deneyimledim. Nescafe'nin yeni çıkan kahvesi, "GreenBlend" yeşil kahve çekirdekleri de içinde barındırıyor.

Memnun oldum sevgili kahve ben de hayatcadısı...


Başka ne yaptık mesela sevgili pazarlama cadısını bu lama kovaladı. Hihiii hayvancağızla gözgöze gelip bakarsan olacağı bu tabbi yazmadan edemedim... :)

Harika bir nefes terapisine girdik tüm beynimizi oksijenle yeniledik...

Kısacası keyifle konuştuk, güldük, nefes aldık...

Teşekkürler Nescafe...






Yaşıyorlar...Size Bakıyorlar...Sizi Geçmişe Götürüp Hatıralarınızı Canlandırıyorlar...

2 Mayıs 2010 Pazar

Ne canlı diyebilirim, ne de ölü...Hepsi sadece birer oyuncaklar...

Birbirinden farklı hatıralar, geçmişe dair izler, hepimizin mutlaka birisinde kendinden birşeyler bulacağı binbir duyguyu taşıyorlar. Peki neredeler? Hepsi İstanbul Oyuncak Müzesi’ndeler... Sevgili ve çok değerli Sunay Akın’ın tartışılmaz değerde emekleriyle...

O kadar güzel mesajlar taşıyorlar ve öyle güzel tarihleri var ki hangisini anlatayım, nerden başlayayım bilemedim.

Bir anlaşma yapalım. Ben favorilerimi ve en çok beğendiklerime dair notlarımı sıralayayım, siz bu yazıyı okuduktan sonra ne zaman gideceğinize hemen karar verin ve keyifli bir yolculuğa hazırlanınn...



Bu arada yeri Anadolu yakasında. Adresi: Ömerpasa Caddesi, Dr. Zeki Zeren Sokak No:17, Göztepe İstanbul. Teli: 0216 359 45 50

                                       


1. favorim: Değerli Müjdat Gezen’in bağışladığı ve sevdiklerimize dört kolla sarılmamız için yapılan iki sevimli oyuncak Piti ve Pitiş.


2. favorim: Hepimizin ablası, teyzesi, masal kraliçesi sevgili Adile Naşit’in hazırlanan ama tamamlanamayan oyuncak kalıpları.

3. favorim. Karagöz ve Hacivat olmadan olmaaaazzz...


4. favorim: Oyuncak ayı için dünyada kullanılan “Teddy Bear” kelimesi nereden gelmiş biliyor muydunuz?


5. favorim: Red Kit ve daltonları izlemeyeniniz var mı? Ben hastasıydım.


6. favorim: Sizin de o mavi İş Bankası Kumbaralarınızıdan var mıydı? İşte en sevdiğim sloganı, Yavrumun Parası Türkiye İş bankası.

7.favorim: cin Ali okumayanınız var mı? Çok büyük kayıp...

8.favorim: Tüm kızların arkadaşı Barbie’ler.

9.favorim: Star Wars dünyası.

Son favori grubum: Yalnız bu son favori grubuma baktıktan sonra yazımın sonunda yer alan aklıma gelen konuya ilişkin sizlerin de düşücelerini rica ediyorum... Sonuna kadar okuyun...
Hitler’in savaşı konusunda önce çocukların beynine girebilmek için yapılan oyuncaklar olduğunu biliyor muydunuz?

Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ı hiç bu kadar canlı görmüş müydünüz?


Prens Charles ve sevgili Lady Diana.

Kennedy, elindeki gazete bile ne kadar gerçekçi?


Oyuncaklar ve müze gerçekten harikaydı. Mutlaka vakit kaybetmeden 7’den 70’e herkesin keyif alabileceği muhteşem bir yer... Değerli Sunay Akın’ın bir kez daha ne kadar düşünceli olduğunu, bizlere değer vererek harika bir adım atmış olduğunu takdirle alkışlamak ve belirtmek istiyorum.

Gelgelelim bu müze ziyaretinden sonra aklıma gelen soruya? Her devire iyi ya da kötü imzasını atmış ve tarihe geçmiş kişilerin bir şekilde oyuncakları var. Ve bu oyuncaklar sayesinde çocuklardan başlayarak bu kişilerin isimleri, karakterleri, yaşadıkları ve yaşattıkları nesilden nesile bir şekilde aktarılıyor...
Bugünlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz ve yeni nesillere bize verdiği muhteşem mirası taşıması için anlatmaya bıkmadan, usanmadan devam etmemiz gereken çok değerli biri var. O her yerde kitaplarımızda, yüreğimizde, bayrağımızda, şehitlerimizin yattığı yerde... Atatürk'üm...Peki ya oyuncaklarda neden olmasın?

Diikkat Evleniyorum...Müşterinizi Anlamak. İhtiyacına Cevap vermek...zor olabilir mi?

27 Nisan 2010 Salı

Her bayanın hayatında olabilecek en önemli anlardan biridir gelinlik seçimi. Düğün öncesi hazırlıklar, müstakbel kayınvalide ile ilişki geliştirme, organizasyon firması ile durmadan gel git masaya ne konacak ne çiçek olacak, evi ne yaptık ne zaman tutacağız derken gerginlik dizboyu... Müstakbel eşinizle eşya bakmalar, o olmaz bu olmaz, davetiye, şekerdi, oturma planıydı derken hayat dar bir boğaza girer.
Herşey düğüne yetişecek mi? Peki ya günün prensesinin kostümü hazır mı? Prensim ve ben mutlu olabilecek miyiz?


İşte buna değinmek istiyorum. Hem kendi deneyimimle, hem de çevremdeki kişilerden duyduğum deneyimlerden yola çıkarak müşterileri anlamanın, duygularına hitap edebilmenin, kişiye özel hizmeti sağlayabilmenin ne kadar önemli olduğundan, milyonlarca dolarlık reklam harcamaları yerine öncelikle pazarlamaya buradan başlamaktan bahsetmek istiyorum. Ve unutmayın ki müşterileriniz birbirleriyle konuşuyor, birbirlerine danışıyor. Dolayısıyla deneyimsel pazarlama giderek kişiselleşen dünyada çok daha büyük önem taşıyor.
Öncelikle 1,5 yıl önce kendi yaşadığım tecrübeyle başlayalım. Bilmeyenler için de iyi bir rota olacak. Gelinlik almak isterseniz bir süreci ve raconu var. Nedir derseniz gelinlik satan mağazayı arayıp mutlaka randevu almanız gerekiyor.
Buradan çıkardığım ders 1: Böyle özel bir alışveriş için pek tabi ki bana özel vakit ayıracaklar, randevu almam gerekmesi çok normal ve hatta oldukça iyi.
Randevuyu aldık tamamdır. Saatinde ilgili mağazaya gittik. Bu arada bu bahsettiğim mağazalar her sene düğün dönemi öncesi yoğun bir tanıtım yapan gayet saygın markalar. İsimlerine değinmek istemiyorum ama yorum ve takdir size kalmış. Gelin görün ki kimse bana ne bedenimi, ne nasıl bir gelinlik istediğimi randevı alırken sormadı.
Buradan çıkardığım ders 2: Pekii o da tamamdır herhalde işlerini gayet iyi biliyorlar beni gördükleri an bedenime uygun birçok gelinlik olduğu için hemen başlayaklar işlerine.
Efendim bendenizden de bahsetmekte fayda var. Bayan hayat cadısı olarak hafif toplu ve iricelerinden seçmece gayet Türk toplumu genel yapısına uygun bir bayan örneğiyim. Anlayacağınız 42-44 bedenden aşağı bir gelinlik pek tabi ki benim için çok doğru bir tercih olmayacaktır.
Neyse randevumuzu almıştık sonrasında da ilgili markanın mekanına geldik. Bazılarında daha ilk dakika yaşadığımı söyleyeyim. İrice bedenime bakıp “Aaaa üzgünüz bizde sadece 40 bedene kadar gelinlik var kusura bakmayın” cümlesi yüzüme tokat gibi iniyor.
Buradan çıkardığım ders 3: Evlenmeden önce zayıflamak gerek tabbi hata bende ne var sanki o çikolata kutusunu bitirmesen ölür müydün?
Bazıları ise hemen başlıyorlar size daha hiçbirşey sormadan elinde birkaç gelinlikle koştur koştur karşınıza gelmeye. Efendim işte bu model harikaymış çok satıyormuş bu sene çok modaymış kesin almam lazımmış çok da uygunmuş ederine göre falan filan...Kaç para dersenizzz sadece 5bin liracık... Bir bakıyorum aynaya bana giydirdikleri ile tam bir lahana dolması olmuşum. Ne 65 kilo olmuşum... Taaaam 100 kilo... Evet tombul prenses işte tam benimmm...
Buradan çıkardığım ders 4: Ne kadar pahalı o kadar şişirir insanı ama havalı ve zengin gösterir merak etme.

Bazıları ise daha dakka bir gol bir “hemen kaldırın kolları yukarı tam da size göre bir model var” diye bekletirken, kendimden 3 beden küçük bir gelinliği 40 hipopotam gücüyle kafamdan aşağı giydirmeye çalışıp, sırtı pek tabbi ki kapanmadığı için yarım metre açık duran gelinliği de eliyle tutup bana ayna karşısında “işte bu modeli bedeninizde hayal edin sipariş verdiğinizde=para ödediğinizde bedeniniz gelecek merak etmeyin” diyor. Kaç para demeye artık dilim de varmıyor.

Buradan çıkardığım ders 5: Hayat etmeyi de baştan düşün...Yok öyle beleşe düşünmek...

Veee sonuç hüsran, ümidini kaybetmiş, morali bozulmuş, zaten topluca olan kendini balon gibi hissetmiş...Onca gerginlik üzerine hayal ettiği beyazlar içinde prenses olacakken kendini boşlukta bulmuş zavallı şişko külkedisi...


Ama o da ne bir ışık doğuyor o çok özel günde. Tam da hayatımda asla unutmayacağım o çok özel markanın yerinde. Marka ismini en son vereceğim ama bakalım bulabilecek misiniz. Lütfen sonuna kadar okuyun...

O çok özel markadan randevumu aldım. Öncelikle beni çok kibar bir hanımefendi karşıladı. Oturduk çok kısa bir sobette bulunduk genelde nasıl bir gelinlik hayat ettiğimi, beğenilerimi, bedenimi bana sordu. Çok şükür...İyi gidiyoruz...

Vee bingoo daha önceden hiç deneyimlemediğim ödümü koparttıkları o dar loş kabinlere göndermek yerine, geniş ferah bir odaya aldı...Yapaaabilirizzz ben de güzel bir gelin olabilirimmmm...

Son olarak diyor ki siz beni bekleyin bana tariflediğinize göre size alternatif birkaç gelinlik getireceğim...

Veee bingo gelen gelinlikler tam da bedenimmmmm...Birinciyi giyiyorummm bayılıyorummm...İkinciyi giyiyorumm aşık oluyorummm...12’den vurmak diye buna derim...Üçüncüyü giyiyorum ve hemennnn evlenmek istiyorum işte prenses beeeeennnnn.....Üstelik rakamını sorduğumda daha önceden karşılaştığım fiyatlarla çok aynı, sandığımdan da pahalı olmadığını farkediyorum...Tanrımmmmmmm...işte mutluluk bu olsa gereeekkk...

Buradan çıkardığım ders SON!:  Her pahalı fiyatta ürün ve hizmet bedeli, en iyi olacak diye bir kaide yok. Önemli olan sizi ne kadar değerli kıldıkları ve kendinizi ne kadar değerli hisettiğiniz...

Marka adına gelince : kısaca VAKKO...TAHMİN ETMEK ZOR OLABİLİR Mİ?

BİR İKİ UFAK DETAYLA ŞIKLIĞI YAKALAYABİLİRSİNİZ...

13 Nisan 2010 Salı

Harika bir adres buldum. Hepiniz Harem takılarını duymuşsunuzdur. Duymadıysanız anlatmak isterim. Normalde tam ismi “Sultans of Harem Accessories” olarak geçiyor.




Genelde Boyner, YKM gibi çok katlı mağazacılık markalarında bu markanın takılarını bulurdunuz. Ya da duyardınız. Ben kendi mağazalarını keşfettim. Kaç mağazası olduğunu bilmiyorum, ama bence Bağdat Caddesi’ndeki müthiş... O kadar metrekareye bu kadar çeşitte ve güzellikte bir dünya sığdırmak... Çok başarılı.


Öncelikle Harem takılarından bahsedeyim size.
Uygun fiyatlarla, birbirinden sevimli, trend, şık ve tasarım takı alternatifini gerçekten doğru markası. Üstelik çok fazla çeşit var, her tarza ve zevke uygun altarnatifi bu mağazada bulmak mümkün. Kolyeler, küpeler, tokalar, yüzükler... Bitmedi... Şallar, çantalar, broşlar, cüzdanlar ve daha neleerr neleeerrrr....


Birazdan benim aldıklarımı gördüğünüzde bana hak vereceksiniz. Ve sabredin yazının sonunda adresini vereceğim :)


İşte bayıldığım ilk set: Adını “Yazın Coşkusu” koydum. Turkuaz rengi, yazal çok güzel örtüşür. Denizi, gökyüzünü çağrıştırır ve baktığınızda ferahlatır. Üstelik yazlık uçuşan blüzlerimle ve elbiselerimle uyum için olacak. Yanılıyor muyum?


İkinci tercihim şık bir kolyeden yana oldu: “Perfectoooo”. Hem işte, hem bir davette, ya da hafta sonu zerafetinde... Ne dersiniz hepsine gider değil mi?


Üçüncü tercihimin adı “Pembe ve Mor Düşler”. Yaza gelirken beyaz üzerine, ya da renkli kıyafetlerimle kombinleyeceğim oldukça hareketli, sevimli bir tasarım.


Dördüncü tercihim çok kullanışlı bir bileklik oldu, üstelik “Perfecto” ile kombinleyebilirim. Adı “Yansımalar”. Hem gündüz hem de geceye gidebilecek oldukça güzel ve alternatif kullanımlı.


Beşinci tercihim ise “Renklerin gücü”. Ne kadar göz alıcı, şeker gibi değil mi?


Bu tercihime tam anlamıyla bayıldım umarım siz de seversiniz. "Ver coşkuyu" :)


Veee son tercihim ise “Bonibon” lardan yana... Evet yanılmadınız bu bileklik o kadar şirin ve renkli ki adını bonibon koydum.



Veee merakla beklediğiniz adres tarifi geliyor: Erenköy ışıklarda tam Bağdat Caddesi üzerinde yer alan Divan Pub’ı herkes bilir. Bilmiyorsanız sorun.

İşte o ışıklardan Divan Pub’ın karşısına geçin. Ve arabaların geliş yönüne ters yönde yani Bostancı yönüne doğru yürüyün. Tam Divan ve Starbucks karşısına denk gelen sokakta Harem’i bulabilirsinizzzzz...


Şimdi yaza ben şahsen kendi detaylarımla hazırım ya siz? :)

İşte bendenizYelda Akgün...

28 Mart 2010 Pazar




Evli , blogyazar, gitarçalar, alışverişsever, insan canlısı, biraz sakin, biraz deli, gülmeden duramayan, hayatı ve insanları seven, latin danslarının aşığı, insanlara alışveriş ve giyimde yardım etmeye meraklı veeee çikolata manyağı...


İşte bendeniz Yelda Akgün...

Yaşamak Mıdır Çalışmak? Çalışmak Mıdır Yaşamak?

9 Mart 2010 Salı

Heyyyyyy 80 kuşağııııııııı ve sonrasııı? Hepimiz aynı soruyla mı karşılaşıyoruz?

Mesela ben hep ne zaman yırtcam diyorum? Bu gidişle zor....

Hayat boyu çalışcam mı? Bu mudur Yaşamak diyorum? Sanırsam ve malesef öööleeee...

Her ay kredi kartı borcumu sıfırlıcam ve bi daha alışveriş miiii töbeee diyorummm...Ama nerdeee???

Tüm dünyayı gezmek istiyorummm, her yıl en az bir ay tatilim olsun istiyorum, mini cooper'ım olsun istiyorum, mango'dan indirim dönemini beklemeden hesapsızca alışveriş yapmak istiyorummmmmm...Veeeee manolo blahnik ayakkabılarım olsun istiyorummmm.... İstiyorum da istiyorummmmm....

Ama nerdeee? Varsın yoksun çalış...Peki elimize ne geçiyor????

O zaman yaşamak için mi çalışıyoruz, çalışmak için mi yaşıyoruz bir daha düşünün... Ne için ne kadar özveri? Sanırım bunu dengelemek çok önemli. Bu mesajı göndermeyi ve tüm akranlarımı uyandırmayı bir sosyal sorumluluk olarak kabul ediyorum ve sadece paylaşmak istedim.

Tüm çalışanlara sevgilerrrrr.........

I LOVE VOGUE

Yaşşaaaaasııınnnnnnn Vogue Nihayet çıktınnnnnnnn....

Çoookkk teşekkür ederimmmmmmmmmmmmmmmm.............. Modaseverler seninle gurur duyuyor.....

Müşteri İlişkileri Denen Bir Şey Var! Mı?

Sevgili all dergisi,

Geçen kombin yarışmanıza ne de güzel hevesle katılmıştım. En azından katılım için bir teşekkürünüzü beklerdim. Hevesim kırıldı dieyebilirim. Neyse bir okuyucu bir okuyucudur pek de önemli değilmişim. Böyle hissettirdiğiniz için teşekkürlerimi borç bilirim...

P.S.: O kadar da körü değilimdir kombinde, en azından kendi gözümde...
 

2009 ·Hayat Cadısı by TNB